Kurmalı bebek gibi insan. Sadece kendi iç enerjisiyle çalışabilen, sadece kendisi tarafından şarj edilebilen, gücü azalınca da ölü balık gibi kıyıya vuran tuhaf bir yaratık.
Evren ne kadar işbirliği yapsa, olabilecek tüm güzellikleri bir arada sunsa da, bazen antenlerde arıza oluyor, alıcılar çalışmıyor. Kilitleniyor insan. Şikayet edecek şey arıyorsun, çünkü içindeki sıkıntıyı bir şekilde çenene vurdurup dışarı atman lazım. Ama bakıyorsun elin, ayağın tutuyor; migren atağın coşmamış; sevdiklerin (bazı eksikler olsa da) yanında, yakınında ya da uzağında, ama iyi; yaşadığın bölgeyi sel basmamış… gibi. Bu sefer kendine kızıyorsun, nedir benim derdim, diye.
Ama huzursuzsun işte. Ondan dedim ‘kurmalı bebek gibi’ diye. Bugün kuramıyorsun kendini. Tek parçasın, hayattasın ama hayatta olmak istediğinden bile emin değilsin. İçindeki sıkıntı seni kemiriyor, tahtakurusu gibi. Attığın adımlardan emin olmak bile korkutuyor, verdiğin kararlardan da. Hata arıyorsun hayatta.
Tek taraflı bakmamak lazım. Evren işi gücü bırakıp sürekli seni eyleyecek değil ya! Mutluluk ve huzur dengesini ‘mutluluğu kaybetme ihtimalinden duyulan huzursuzluk’ üzerine kurarsan, tekerrürden ibaret yaşar gidersin. Arada titreyip kendine gelmek için yollar bulmalısın, çetrefilsiz, düz yollar.
Tüm bunları yaparken yalnız olmadığını bilmelisin. Kalbi sıkışan, otuzlu yaşlarda dengesiz ergenlik bunalımlarına giren, tırnaklarını kemiren, sebepsiz nabzı yükselen, tansiyonu düşen yalnız sen değilsin.
Hayatın akışkanlığını kabul edip her günü aynı performansta geçireceğine olan yanlış inançla faydasız beklentilere girmek sağlıksız.
Benden bu kadar…
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
ayda bir periyodik bir düzenle gidiyormuş yazılar sonra blogun ismine yakışır bi şekilde kalmış öyle..
YanıtlaSilEvet, haklısınız... Bir ucundan tutmak lazım tekrar. Yaşlanıyorum galiba :) ...
YanıtlaSil